Cehalet çoğu zaman eksik bir bilgi olarak anlatılır. Oysa ben artık buna inanmıyorum. Gerçek cahil, bilmeyen değil; bilmeye ihtiyaç duymayandır. Çünkü bilmek, insanın huzurunu bozar. Soru sordurur, şüphe uyandırır. Sorumluluk yükler. Oysa ihtiyaç duymamak konforludur. Sessizdir, rahattır.
“Organize cehalet” dediğim şey tam da burada başlıyor. Bireysel bir eksiklik değil bu; kolektif bir tercihtir. Bilmemenin değil, bilmemeyi seçmenin sistemli hâli. Menfaat uğruna çarpıtılan gerçekler, yarım bırakılmış cümleler, bağlamından koparılmış sözler.Hakikat, bir pazar malı gibi kesilip biçiliyor. İnsanlar doğruyu aramak yerine, işlerine gelen doğruyu satın alıyor.
Tarih boyunca düşünürler cehaleti farklı biçimlerde ele aldı. Sokrates “Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir” dediğinde, aslında bilginin kapısını aralıyordu. Cehaleti kabul etmek, bilmeye açılmanın ilk adımıydı. Ama bugün, bilmediğini kabul etmek zayıflık sayılıyor. Halbuki asıl zayıflık, bilmeye ihtiyaç duymamaktır.
Platon’un mağara alegorisindeki zincirli insanlar gibi, gölgeleri gerçek sanıyoruz. Fakat fark şu artık zincirler görünmüyor. Çünkü zincirler dışarıdan değil, içeriden takılıyor. Konfor alanlarımız, ideolojik sadakatlerimiz, çıkar ilişkilerimiz. Hepsi birer gönüllü bağ.
Immanuel Kant, aydınlanmayı “insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu ergin olmama hâlinden kurtulması” olarak tanımlar. Bugün ise ergin olmamak neredeyse bir tercih. Düşünmek yorucu, araştırmak zahmetli, sorgulamak riskli. Hazır kanaatler varken neden çaba harcayalım?
Günümüzde organize cehalet, dijital çağın hızında yayılıyor. Bilgi çoğaldıkça hakikat görünür olmuyor, tam tersine bulanıklaşıyor. Algoritmalar bize gerçeği değil, hoşumuza giden yankıyı sunuyor. Yanlış bilgi, doğruluktan daha hızlı dolaşıyor. Çünkü yanlış bilgi, duygulara hitap ediyor, doğruluk ise emek istiyor.
Ve ben, bu çağın içinde kendime dönüp sormadan edemiyorum. Ben ne kadarını gerçekten biliyorum? Yoksa ben de işime gelen bilgileri seçip diğerlerini görmezden mi geliyorum? Organize cehaletin bir parçası olmamak için ne yapıyorum?
Cehalet artık sadece bilmemek değil, bilmemeyi savunmaktır. Sorgulayanı küçümsemek, araştıranı dışlamak, düşüneni yalnız bırakmaktır. Ve en tehlikelisi, bunu normalleştirmektir.
Ama yine de umudum var. Çünkü insanın içinde, en derininde, hakikati arayan bir kıvılcım vardır. O kıvılcım bazen bir soruyla yanar. Bazen bir çelişkiyle. Bazen de vicdanın rahatsız edici sesiyle.
Belki organize cehalete karşı en büyük direniş, küçük ama samimi bir cümledir:
“Bilmiyorum öğrenmek istiyorum.”
İşte o an, zincir gevşer.
Mağaranın duvarı çatlar.
Ve insan, hakikatin ışığına doğru ilk adımını atar.










Düşünmek yorucu, araştırmak zahmetli, sorgulamak riskli. Çok masraflı hocam.