Bilmek, ezberlemek değildir.
Bilmek; başkasının cümlesini tekrarlamak değil, kendi suskunluğunu duyabilmektir. İnsan bazen en çok, cevapları çoğaldığında değil; soruları ağırlaştığında yaklaşır bilgiye.
Bilmek, yalancıların kalabalığından uzak durmayı seçmektir.
Çünkü yalan gürültülüdür; bilgi ise sessiz.
Yalan kendini pazarlamak ister, bilgi ise kendini ispat etme telaşı taşımaz. Bilgi, gösterişten hoşlanmaz; insanı eğip bükmeden, olduğu yerde büyütür.
Bilgiye susamış insan, her şeyi bilen değildir. Tam tersine, neyi bilmediğini bilen kişidir.
Bu yüzden kibri yoktur. Hakikatin önünde eğilmeyi küçülmek sanmaz; bilakis, insan olmanın en onurlu hali olarak görür.
O, bilgiyi güç için değil, vicdan için ister.
Bilmek; insanca yaşamaya niyet etmektir. Başkasının acısını anlamaya çalışmak, kolay olanı değil doğru olanı seçmek, alkışlanmasa da doğruyu savunabilmektir.
Bilgi burada başlar: Aklın kalple temas ettiği yerde.
Derinlik, çok şey söylemekte değil; az sözle çok yük taşımaktadır.
Gerçek bilgi insanı bağırgan yapmaz. Daha yavaş konuşturur, daha dikkatli bakmaya zorlar. Bilgi arttıkça insan susmayı öğrenir; çünkü her hakikat yüksek sesle söylenmez.
Ve belki de bilmek şudur:
Yalanın konforundan vazgeçip, hakikatin yalnızlığını göze almak.
Kalabalıkların onayını değil, kendi vicdanının sessiz başını dik tutabilmek.
Bilgiye susamış insan, dünyayı değiştirme iddiasıyla yola çıkmaz.
Önce kendini kirletmemeye çalışır.
Çünkü bilir:
İnsan temiz kalabildiği kadar insandır.









