“Şehirler, sadece taşlardan değil, yaşayanların ruhundan inşa edilir.”
Bir sabah Cumhuriyet Meydanı’nda yürürken içimde buruk bir his belirdi.
Bir zamanlar medreseleriyle ilim yayan, Osmanlı'nın ilim hayatına Davud el-Kayserî gibi alimler yetiştiren bu kadim şehir...
Bugünlerde bu ruhundan uzaklaşıyor gibi.
Meydanda bir genç, bisikletine bağladığı müzik setiyle adeta mini bir konser veriyor.
Ses sonuna kadar açık, meydanda turluyor.
Kimse “dur” demiyor.
Hemen arka tarafta, Mimar Sinan Parkı'nda; ecdadın emaneti Kurşunlu Camii’nin yanı başında biri kadın, iki erkek yüksek sesle müzik eşliğinde oynayıp duruyorlar.
Orada bir polis noktası var, ama müdahale yok.
Zabıta deseniz, uğramamış bile.
Sanki bu şehirde görgü, nezaket, toplumsal sorumluluk sessizce valizini toplamış ve gitmiş gibi.
Bu şehirde sabah erken saatlerde işe giden biri, artık huzur içinde yürüyemez hale geldi.
Cumhuriyet Meydanı, yaşlılarin emeklilerin tavla dama santranj oynadiklari saygın mekanlar vardı.
Keyifli bir buluşma alanıydı eskiden.
Şimdi bakışlarıyla rahatsız eden, oturduğu yeri sahiplenmiş gibi davranan bir güruhun mekanı oldu.
Artık sorulması gereken soru şu:
Bu şehre ne oluyor?
Kayseri’ye yakışmayan bu manzaralar, sadece görgü problemi değildir.
Bu, toplumsal çürümenin sinsi adımlarıdır.
Eğer bugün sessiz kalınırsa, yarın yüksek sesle şikayet edecek mecra da kalmayabilir.
Şehir yönetimleri sadece kaldırım taşlarını döşemekle görevli değildir.
Şehrin ruhuna sahip çıkmak, sokakların huzurunu korumak da onların sorumluluğudur.
Gençlere yön verecek sosyal projeler, parkları gerçek anlamda dinlenme alanına dönüştürecek düzenlemeler, güvenlik ve zabıta denetimleri artık acil bir gerekliliktir.
Bu şehir, sadece tarihiyle değil, bugünüyle de ayakta kalmalı.
Kayseri, sessiz sedasız bir yozlaşmanın kurbanı olmamalı.
Gelin, bu güzel şehir için el birliğiyle harekete geçelim.
Kayseri’yi, yeniden vakarın, edebin, huzurun şehri yapalım.
"Bir şehri korumak, sadece duvarlarını değil, vicdanını da korumaktır."








