İnsanın en kolay kandırdığı kimdir bilir misin?
Aynadaki yüz.
Çünkü o yüz, bizimle aynı dili konuşur.
Bahanelerimizi bilir, korkularımızı tanır, yaralarımızın nereden sızdığını ezbere sayar.
Başkasını aldatmak emek ister; kelimeleri seçmek, rol yapmak, maskeler takmak gerekir.
Ama insan kendini aldatırken yorulmaz.
Çünkü içimizdeki hâkim de biziz, sanık da, avukat da.
Kendini aldatmak bir savunma biçimidir çoğu zaman.
“Ben iyiyim.” deriz, oysa içimizde bir yer susarak çığlık atıyordur.
“Böylesi daha doğru.” deriz, ama aslında korkumuzun arkasına saklanmışızdır.
Hakikati eğip bükmek zor değildir; insan kalbi, acıya dayanabilmek için gerçeği yumuşatmayı öğrenir.
Ama yumuşatılan her gerçek, bir gün sert bir yüzleşmeye dönüşür.
Kendini aldatmak, vicdanı susturmanın en zarif yoludur.
İnsan en çok da sevmediği yerde kalırken, gitmesi gerekirken kalmaya devam ederken, sevmediğini seviyorum sanırken kendine masallar anlatır.
O masalların dili şiir gibidir; tatlıdır, ikna edicidir.
Fakat şiirle örtülen gerçek, yine gerçektir.
Üstü kapatılmış bir yara gibi, görünmez olur ama iyileşmez.
Sofistike bir yanı vardır bu aldanışın.
İnsan, kendine mantıklı cümleler kurar:
“Zamanı var.”
“Şartlar böyle.”
“Ben elimden geleni yaptım.”
Oysa bazen en dürüst cümle şudur:
“Cesaret edemedim.”
Kendini aldatmamak ağır bir yük ister.
Çünkü hakikat, insanın içindeki en karanlık odayı aydınlatır.
Orada kıskançlık vardır, korku vardır, eksiklik vardır.
Orada yarım kalmış hayaller, ertelenmiş vedalar, söylenmemiş sözler vardır.
Ve insan o odaya girdiğinde, kendini masum görmeyi bırakır.
Ama işte özgürlük tam da orada başlar.
Kendini kandırmayı bıraktığın an, zincirlerin görünür olur.
Görünür olan zincir kırılabilir.
Görünmeyen ise kader sanılır.
Belki de insanın en büyük olgunluğu, kendine karşı dürüst olabildiği an başlar.
Kusurunu kabul eden kalp hafifler.
Korkusunu tanıyan ruh büyür.
Yanıldığını itiraf eden insan küçülmez; aksine, hakikatin karşısında eğilmeyi öğrenir.
Kendini aldatmasan…
Belki bazı hayaller yıkılırdı.
Belki bazı insanlar hayatından eksilirdi.
Belki bazı konforlar biterdi.
Ama yerine daha sahici bir hayat gelirdi.
Daha az süslü, ama daha gerçek.
Çünkü insanın en zor yüzleşmesi, aynaya bakıp şunu diyebilmektir:
“Ben de hatalıyım.”
Ve en büyük huzur da şudur:
Artık kendime yalan söylemiyorum.








