Deniz bazen yalnızca su değildir.
Bazen insanın içine çöken bir sessizliktir.
Kıyıda ters dönmüş bir tekne durur. Rengi eskimiş, boyası dökülmüş. Sanki yıllardır taşıdığı yük, yalnızca balık değilmiş gibi. Hayatlar, umutlar, eve dönmeyen dualar. Tekne susar; ama suskunluğu çok şey anlatır.
Bir balıkçı suyun içinde, dizlerine kadar denize batmış hâlde durur. Üzerindeki sarı yağmurluk, gri gökyüzüne karşı bir dirençtir aslında. Hayata karşı “buradayım” deme biçimi. Soğuk yağmur yağar, martılar çığlık çığlığa uçar, ama o adam gitmez. Çünkü bazı insanlar fırtına dinince değil, fırtınanın içinde kalmayı öğrenmiştir.
Martılar…
Onlar her zaman oradadır. Umudun kuşlarıdır belki de. En kirli sularda bile uçmayı becerirler. Açlığı bilirler ama vazgeçmezler. İnsan da öyle değil mi? Kırılır, yorulur, üşür, yine de sabah olur ve yeniden suya girer.
Hayat çoğu zaman ters dönmüş bir tekne gibidir. Altı çamur, üstü gökyüzü. Hangisinin ağır bastığını bilmezsin. Ama insan, yağmurun altında da ayakta kalmayı öğrendiğinde büyür. Islanarak olgunlaşır.
Belki de asıl mesele şudur:
Kıyıya çıkmak değil,
denizin içinde insan kalabilmektir.
Ve bazen en büyük cesaret,
kimse bakmazken suya girmektir.








