Sevgili Öğretmenim,
Mahallede oyun oynarken gördüğüm o takım elbiseli adamın,
“İlkokula kayıt yapıyorum,” deyişiyle başladı benim yolculuğum.
Küçüğüm diye kaydım reddedilecekken sen bana baktın, gülümsedin ve
“Maşallah, aslan gibi çocuk,” dedin.
Belki hatırlamazsın ama o söz bir çocuğun kaderini değiştirdi.
Ben o gün okula değil, senin ışığına heves ettim.
Sene geçti, sınıfa girdin ve yüzündeki merhameti,
sesindeki huzuru ilk o an hissettim.
“Minik Kuş” hikâyesini anlattığında sadece dinlemedik;
kalbimizin içine sevgi ve merhametin tohumlarını ektin.
Okumayı öğrendikten sonra çarşıdaki Marif Kitapevi’nde okuyacak kitap bırakmadım.
Her gün “Yeni kitap geldi mi?” diye sorarken aslında içimde senin yaktığın
öğrenme ateşini büyütüyordum.
Sınıfta söylediğimiz ilk şarkı “Bak Postacı Geliyor”du.
Sırta takılan çantamla beni hep postacı seçerdin.
Arkadaşlarım şarkıyı söyler, ben tam zamanında içeri girip:
“Bugün yalnız bu kadar,
Darılmayınız,
Yarın yine geliriz,
Hoşçakalınız…”
derdim.
Sınıfımız coşkuyla alkışlardı.
O küçük mutlulukların arkasında hep senin bizi değerli hissettiren bakışın vardı.
Ama sen bize sadece oyun oynamayı, şarkı söylemeyi,
temiz olmayı, saygılı olmayı öğretmedin…
Atatürk sevgisini de ilk sen öğrettin bize.
Sınıfımızın duvarındaki Atatürk portresini her derste gururla gösterir,
“O olmasaydı ne okulumuz olurdu, ne özgürlüğümüz, ne de bugün buradaki nefesimiz,”
derdin.
Atatürk’ün ilke ve inkılaplarını anlatırken sesinin tonundaki saygıyı hâlâ hatırlarım.
“Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır,” sözünü ilk kez senden duydum.
O günden sonra vatan sevgisi benim için büyük laflardan ibaret olmadı;
senin öğrettiğin gibi, küçük sorumluluklarda büyüyen bir görev bilinci oldu.
Resim derslerinde Erciyes’e bakarak resim çizerdik.
O dağ yalnızca bir manzara değildi;
senin anlattığın gibi bu toprakların gücünü, sabrını, vatan sevgisini taşırdı.
Okul çıkışlarında seni otobüs durağına kadar uğurlarken,
meğer biz sadece bir öğretmeni değil, vatanı öğretme görevini layıkıyla yapan
bir ışığı yolculuyormuşuz.
Bugün geriye baktığımda anlıyorum ki:
Bana okuma yazmayı öğreten öğretmenim, aynı zamanda kalbime Atatürk sevgisini,
vatan sevgisini ve insan olmanın en güzel hâlini işleyen kişiymiş.
Mahmut Öğretmenim…
İyi ki vardın.
İyi ki öğretmenim oldun.
Kalbimde hâlâ senin “aslan gibi” dediğin o küçük çocuk duruyor.
Öğretmenler Günün kutlu olsun.
Sana olan minnetimi anlatmaya kelimeler yetmez.
Saygı, sevgi ve sonsuz teşekkürle .
Rahmetle...








