İnsan en çok buna yanıyor.
Toprağa girene değil sadece, içimizde eksilen sese, yarım kalan cümlelere, bir daha sarılamayacak oluşumuza yanıyoruz.
Ölüm arka arkaya geliyor.
Adam gibi adamlar tek tek gidiyor.
Sanki gökyüzü en temiz yıldızlarını bir bir topluyor da, biz karanlığa biraz daha alışmak zorunda kalıyoruz.
Daha dün yanımızda gülenler, bir çay masasında omzumuza dokunanlar, “üzülme be kardeşim” diyenler…
Şimdi isimleri dualarda, hatıraları dilimizde.
Ne garip… İnsan varken kıymetini tam anlatamıyor, gidince içindeki cümleler büyüyor da büyüyor.
Sevdiklerimiz göçüyor.
Ayrı kaldıklarımız göçüyor.
Kırgın olduklarımız bile bir gün toprağa karışıyor da, içimizdeki bütün hesaplar anlamsızlaşıyor.
Meğer dünya dediğimiz şey, birkaç hatıradan ibaretmiş.
Bir ses, bir bakış, bir tebessüm…
Bazen düşünüyorum…
Bu kadar erken mi gitmeliydiler?
Bu kadar çabuk mu eksilmeliydik?
İnsan alışırım sanıyor ama alışmıyor. Sadece susmayı öğreniyor.
Fotoğraflara bakıp derin bir “ah” çekmeyi öğreniyor.
Ölüm Allah’ın emri…
Buna söz yok.
Ama ayrılık var ya ayrılık…
İşte o, insanın içini en çok kanatan.
Her gidenle biraz daha büyüyoruz, biraz daha yoruluyoruz.
Bir yanımız hep eksik kalıyor.
Ve biz, eksile eksile devam ediyoruz hayata.
Belki de hayat dediğimiz şey;
Gidenlerin ardından dua etmek,
Kalanlara sıkı sarılmak,
Ve bir gün bizim de o göçe hazır olacağımızı bilerek
Daha merhametli yaşamaktır…
Rabbim gidenlerimize rahmet eylesin.
Kalanlara sabır versin.
Ve bizi, birbirimizin kıymetini geç kalmadan bilenlerden eylesin.
Vesselam...









