Kalbin, dünyaya karşı aldığı en zarif tavırdır belki de. Gürültünün, sertliğin ve hoyratlığın hüküm sürdüğü bir çağda, rikkat bir direniştir; sessiz ama derin, kırılgan ama sarsılmaz bir direniş.
Kalp yumuşaklığı, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Zayıflık sanılır, incinebilir olmakla karıştırılır. Oysa rikkat, insanın içindeki en güçlü damardır; çünkü incinmeyi göze alabilen bir kalp, aslında en yüksek cesareti taşır. Sertlik, çoğu zaman bir kabuktur, korkunun, kırılmışlığın ve korunma arzusunun dışa vurumudur. Ama rikkat, o kabuğu kırabilme kudretidir.
Rikkatli bir kalp, bakmayı bilmez sadece; görür. Dinlemeyi bilmez sadece, duyar. Bir çocuğun suskunluğunda gizlenen ihtiyacı, yaşlı bir yüzün çizgilerinde biriken zamanı, bir yabancının gözlerinde dolaşan yalnızlığı sezebilir. Çünkü rikkat, aklın değil kalbin bilgisidir. Ve bu bilgi, kitaplarda değil, yaşanmışlıkların ince sızılarında saklıdır.
Belki de bu yüzden rikkat, insanı yavaşlatır. Acele eden, hoyrat olur, hızlı olan, yüzeyde kalır. Oysa rikkat, derinlik ister. Bir kelimenin arkasında saklı olanı, bir suskunluğun içinde büyüyeni fark edebilmek için insanın kendi içine eğilmesi gerekir. Kendi karanlığını tanımayan, başkasının gölgesine merhamet edemez.
Tasavvuf ehli der ki: “Kalp, inceldikçe genişler.” Bu ne büyük bir sırdır. İnsan sertleştikçe daralır, yargılar, sınırlar, keskinleşir. Ama rikkat arttıkça kalp genişler, affetmeye, anlamaya, taşımaya başlar. Çünkü yumuşaklık, aslında bir tür bilgeliktir, varlığın yükünü hafifçe omuzlayabilme sanatı.
Rikkat, aynı zamanda bir hatırlayıştır. İnsan olduğunu, faniliğini, kırılganlığını hatırlamak. Belki de en çok unuttuğumuz şey budur. Güçlü görünme telaşıyla, duvarlar öreriz kalbimizin etrafına. Oysa rikkat, o duvarları birer birer söküp atar ve insanı kendi hakikatiyle baş başa bırakır.
Ve nihayet…
Rikkat, bir tür sevgidir ama gürültüsüz olanından. Gösterişsiz, iddiasız, derin ve içten. Birine zarar vermemek için geri çekilmekte, bir kalbi kırmamak için susmakta, bir yarayı büyütmemek için affetmekte gizlidir.
Belki de insanın en büyük olgunluğu, rikkat sahibi olabilmesidir. Çünkü dünya, sert olanları değil, inceliği taşıyabilenleri hatırlar.









