Bir kadın, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı ima ederek ahıra benzetmiş, ne kadar edep dışı bir benzetme. Bir insan düşmanına böyle davranamazken kendi cumhurbaşkanına böyle bir yakıştırmayı nasıl yapar? Siyasi doüşmanlığı ihanete götüren bir harekete de aynı kadrodan iki yazar, bu kadını savunan açıklamalar yapmışlar. Eh, dışardan düşman aramaya gerek yok anlaşılan.
Ben CHP döneminin hayli sopasını yemiş bir insanım, ancak hiçbir zaman İsmet İnönü için, hatta Bülent Ecevit için böyle aşağılık bir dil kullanmadım. Edebim ve ahlakım buni izin vermezdi. Bunlar neden böyle yapıyor,? Anlamak zordur. Hani denir ya; 'Üslubu beyan aynıyla insandır', diye.
Bir yıl önce rahmetli Prof. Dr. Nur Vergin'in bir iç sızısından söz etmiştim. İşin ilginç tevafuku, bu site onu tekrar bana hatırlatmış. Aşağı yukarı aynı şeylere inandığım için bu yazıyı tekrar yayınlıyorum.
Siyaset Sosyolojisi Hocası merhum Prof. Dr. Nur Vergin, bundan yaklaşık 8 yıl önce ülkenin içinde bulunduğu bir sarsıntıyı şöyle dillendirmişti:
“2008’de verdiğim röportajda, ‘Bu Yönetim 10 yıl daha iktidarda kalır’, sözlerimden dolayı beni mahvettiler, sağlığım bozuldu. Onları asla affetmeyeceğim, iyi niyet yoktu."
Bu açıklamasından sonra kendisine yöneltilen
“Dindar kesim üzerindeki baskı bu kadar büyük müydü sizce?” sorusuna da şöyle cevap vermişti: “O kadar baskı vardı ki… Bir örnek vermek istiyorum, ben laik kesim içinde doğdum, büyüdüm ve öyle devam ettim yaşamaya. Yıllar önce yeni bir eve geçmiştim ve içimden Kur’an okutmak geldi. Anneme, ‘Bir hoca çağırıp okutsak’ dedim. ‘Ya iyi olur’ dedi. Fakat sonra ‘Komşular ne der’ diye düşündüm. Bir hafta sonra aynı apartmanda bir Musevi ayini yapıldı ve hiçbir şey olmadı. Demek ki belirli yerlerde Müslüman Türkler üzerinde yasal olmamakla beraber böyle bir baskı vardı.”
Bu Hanım, 2008’de iktidarın değişmeyeceğini, daha on yıl bu görevini sürdüreceğini söylemiş. 2021’deyiz, demek ki bu söylenenler kehanet değilmiş. Bir Siyaset Bilimcinin Türkiye gerçeklerini çok iyi analiz etmesinin getirdiği bir kanaatmiş. Bakınız, o on yıl geçti, hatta üzerine bir iktidar dönemi daha gelip geçti ve bu iktidar değişmedi. Hoca’ya karşı olanlar, böyle bir zamana niye tahammül edemezler anlamak mümkün değil. Bu, galiba ufuksuzluk ya da Türkiye gerçeklerinden uzakta olmaktır. Hâlbuki bu Hanım, ifade ettiği gibi, aslında laik kesimin içinde doğup büyümüş, orada yetişmiş ve laikliği savunarak bugünlere gelmiş birisidir. Ancak ilim adamlığının getirdiği bir sağduyu sorumluluğu var. Bu hal, onu gerçeğin aydınlığından uzaklaştırmıyor.
Bu ülke Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak 1950’lere kadar laik sopasıyla yola getirilmek istendi. Camiler kapatıldı, Kuran yasaklandı, Ezan Türkçeye çevrildi. Bunları yapanlar o yaptıkları zulüm dönemi kadar iktidardan bu halk tarafından uzak tutuldu. Bütün mesele bu!
Bu ülkede laik olmak, sol düşünceyi savunmak dine ve dindara karşı olmak mıdır? Bu ülkede bazı Baro Başkanlarının hukuki değerleri güçlendirecekleri yere, zinayı kınayan Diyanet İşleri Başkanı’nın sözlerine ağır tepki vermeleri ve bu tepkiyi savunan siyasi kadroların daha yıllarca bu iktidar kapısına gelemeyeceklerinin ifadesidir.
Artık bu halk o eski sistemin sopasını yiyen halk değildir. Ses çıkarmadıklarına bakmayın, Türkiye’de Nur Vergin gibi çevresine nefret duyan onlarca aydın vardır. Aslında, unutmamak lazım; bu ülkede laik ve sol kesim inançtan uzaklaştıkça, mevcut iktidarı güçlendirmekten öte bir sonuçları olmayacaktır.








