Toplumun erkeklikten beklentisi uzun yıllar boyunca pek değişmedi: güçlü ol, ağlama, duygusal olma, “adam gibi adam” ol. Bu kalıplar o kadar kök saldı ki, erkekliğin bir kimlik değil, bir performans biçimi olduğuna inanmaya başladık. Sonra, “toxic masculinity” kavramı çıktı sahneye. Bu kavram, erkekliğin baskıcı, kaba, empati yoksunu yanlarını sorguladı. Ancak şimdi, bu sorgulamanın da başka bir ucuna savrulduk: sahne ışıkları altında yeni bir karakter belirdi “performatif erkek.”
Performatif erkek metroseksüelliğin güncellenmiş, Instagram filtresinden geçmiş versiyonu. Tırnaklarını boyuyor, bez çantasına feminist sloganlar iliştiriyor, kahvesini matcha latte olarak tercih ediyor. Kitabını özenle dizine yerleştiriyor ki kapağı görünsün, çünkü kapağın altındakinden çok kapağın görünürlüğü önemli.
Kendini “duyarlı”, “feminist”, “sanatla iç içe” olarak sunuyor; ama çoğu zaman bu tavırlar içsel bir dönüşümden değil, dışsal bir beğeni arzusundan besleniyor. Feminist bir kitap taşıyor çünkü kitapta yazanlarla yaşamak zor, ama kapağıyla görünmek kolay.
Sosyal medyada kadınlar artık birbirini uyarıyor: “Bu tiplere dikkat edin.” Çünkü birçok kadın, bu erkeklerin nezaketinin ya da duyarlılığının bir rol olduğunu fark ediyor. Bir başka deyişle, toksik erkekliğin kaba maskesi düşerken, yerine pastel tonlarda, duygusal ve sözde ilerici bir maske takılıyor.
Oysa sahte nezaket, kaba davranıştan daha sinsidir. Çünkü ilkinde kalbini, ikincisinde sadece sabrını kaybedersin.
Performans sadece erkeklere özgü değil
Burada durup dürüst olalım: bu “performans” hali sadece erkeklere mahsus değil. Estetik kahve dükkanlarında sıra beklerken elinde kitap tutan, sayfalarını Instagram’da paylaşan pek çok genç kadın da aynı kültürün içinde yaşıyor. Çünkü hepimiz, içeriğin değil, görünüşün değer gördüğü bir çağda nefes alıyoruz.
Bir kitabı okumaktan çok onunla fotoğraf çekilmek, bir inanca sahip olmaktan çok onu tweetlemek, bir değer taşımaktan çok onu sergilemek daha makbul hale geldi. Yani mesele cinsiyet değil, çağın bize dayattığı görünürlük bağımlılığı.
Erkeklik bir performanssa, dürüst olanı sahneye çağırıyoruz
Toplumun erkeklerden beklediği roller, yüzyıllardır değişiyor ama bir türlü bitmiyor. “Güçlü ol”dan “duyarlı ol”a geçtik, ama her iki durumda da erkeklik bir gösteriye dönüşüyor. Oysa mesele sahnede nasıl durduğumuz değil, sahneden indiğimizde kim olduğumuzda bitiyor.
Gerçek duyarlılık, kadınları etkilemek için değil, insan olmak için duyarlı olmaktır. Feminist olmak, kitap taşımakla değil, adil davranmakla ilgilidir. Kahve fincanının rengi değil, içindeki samimiyet önemlidir.
Belki de asıl sorun, erkeklerin değil, hepimizin artık “gerçek” olmayı unutmuş olmamızdandır.








