Annem vefat ettiğinde, resmi olan ne varsa hemen geliveriyor insanın karşısına. Ölüm raporu, imza, saat… Hayatın bir ömre sığdırdığı şeyleri birkaç satıra indirgemeye çalışan soğuk kâğıtlar. O gün, ölüm raporunu almak için annemin aile hekimini aradım. Sözcükleri toparlamak zordu; “annem vefat etti” demek, bir cümle değil, bir uçurumdu.
Hekim hanım bir an sustu. Sonra, sanki annemin yokluğunu değil de varlığını hatırlatır gibi, içten bir şaşkınlıkla şöyle dedi: “Hii… o güzel lifleri ören teyzemiz…”
İşte tam orada, boğazıma düğümler sıralandı. Konuşamadım. O da konuşamadı. Çünkü bazı insanlar, ölümle değil; geride bıraktıkları küçük, sessiz iyiliklerle anılır. Annem, bizim için anneydi elbette. Ama başkaları için, banyoda bir askıya asılan, sabah yüz yıkarken ele gelen, suyla yumuşayan o renkli lifti.
Annem lif örerdi. Öyle aceleyle, vakit öldürmek için değil. İlmek ilmek, sanki her birine niyet koyar gibi. Yorulsa da bırakmazdı. “Bir gün lazım olur” derdi. O “bir gün”, meğer ölümünden sonrasıymış. Annem, öldüğünde hatırlansın diye değil; yaşarken sevdiği insanlar dokunsun diye örerdi lifleri. Ama hayat, onun niyetini zamana yaydı.
Sevdiklerine lif hediye ederdi annem. Büyük hediyeler değil; vitrinde duracak, kıymeti parayla ölçülecek şeyler hiç olmadı onun dünyasında. O, insanın eline değeni, cildine temas edeni, her sabah fark etmeden kullandığını önemserdi. Çünkü annem bilirdi: İnsan, en çok her gün dokunduğunu özler.
Bugün düşünüyorum da, annem aslında lif örmüyordu; hatıra örüyordu. Unutulmasın diye değil, hatırlanmak için çaba sarf etmeden. Bir lif, bir kalpte yer açıyordu. Ve ölüm geldiğinde, o kalpler birden aynı yerden sızladı.
O gün, aile hekimiyle konuşamadık. Ama konuşmamıza da gerek yoktu. Annem, çoktan konuşmuştu. Renklerle, ilmeklerle, sabırla… Şimdi bir evde, bir banyoda, bir rafta hâlâ onun liflerinden biri duruyorsa; annem oradadır. Sessiz, gösterişsiz, ama dokunuldukça var olan hâliyle.
Bazı anneler mezar taşında yaşar. Bazıları fotoğraflarda. Benim annem ise liflerde yaşıyor. Su değdikçe yumuşayan, elde eskidikçe kıymetlenen liflerde. Kiminin çeyizinde, kiminin çekmecesinde, kiminin daha doğmamış bebeğinin bohçasında… Nerede bir lif varsa, orada annem kokuyor.









