1970 öncesi, dönemin Milli Birlik Komitesi üyelerinden Muzaffer Özdağ, bir gün yönetmekte olduğum gazetenin bürosuna geldi. 27 Mayıs İhtilaline karşı olmama rağmen, bir asker ve hukukçu olarak kendisine saygı gösterdim. Oturup uzunca sohbetimiz oldu. Ailesinin Dağıstan kökenli ve aslen Kumuk Türklerinden olduğunu söyledi. Geliş sebebini anlatırken, ‘Senin bir şiirini gördüm’ dedi ve çantasından çıkardığı şiirimi okudu:
UYANIR
Üzülme balam,
Ovaların sessizliğine,
Bir bakarsın,
Göğsündeki destanlar uyanır.
Yollar sahipsiz değildir,
Dağ eteklerinde.
Sanırsa bizi bir Selçuklu beyi,
Şu virâne hanlar uyanır.
Tutuşursa duygularında,
Kaybedilmiş yurtların sevdası,
Gönlüne bir cemre gibi düşen,
Ozanlar uyanır...
Hangi zirvede uykudadır sanırsın,
Sen zamanları?
Şehitlerin o sonsuz uykusunda bile,
Nice anlar uyanır...
Kesme umudunu,
Destanlık heyecanlardan,
Bakarsın bir mehter çalar,
Bakarsın yine Sultanlar uyanır!..
“Bu şiirin benim seni bulmama vesile oldu. ‘Kaybedilmiş Yurtlar’ diyorsun; ‘Kesme umudunu, diyorsun. Doğrudur, o yurtlar şimdilik kaybedilmiş durumda, ama Türk Dünyası, Rus emperyalizmin boyunduruğundan kurtulacak ve o yurtlar bir gün bağımsızlığına kavuşacaktır!” Söz arasında yanında getirdiği esir Türk yurtları bayraklarının basılı olduğu kartpostalları bana verdi. Benim için müthiş bir gelişmeydi, ilk defa bende biri sızı halinde olan Türk Devletleri’ni bayraklarıyla tanıyordum. Bu emaneti hala dosyalarımın arasında yitirilmiş yurtlarımın gözyaşı olarak saklarım. Bu emanet beni öylesine tetikledi ki, sonraki yıllarda gençlik idealizmini anlattığım şiirime, şu mısralarla başladım:
GENÇLİK TÜRKÜSÜ
Yaşa, kaybettiğimiz o yurtların yasını,
Ulubatlı’yla taşı bayrağımı koşarak.
Kays’a bırak en sıcak Leylâ macerasını,
Bu delişmen çağında destanlar yazmana bak!
Târık gibi arkanda gemi külleri kalsın,
Sen yüksel ki yiğidim, düşmanların alçalsın!
Sinan ol; kubbe kubbe süsle şu semamızı,
Bize Mevlânâ gibi gönül aşkını anlat.
Yeniden üç kıta’da büyüt coğrafyamızı,
Gurbetteki hasreti getir sevdamıza kat!..
Kalmasın ne Asya’da, ne de Balkan’da acım,
Bugün sana, dünkünden daha fazla muhtâcım!..
Alparslan ol, Fatih ol, Süleyman ol, Selim ol,
Yurdumu seccade yap, Yûnuslar konaklasın...
İstenmeden dağıtan hamiyetli elim ol,
Yüreğin neşemi de , acımı da saklasın...
Sevinsin öksüzlerin altında kanadının,
Kızlar kelebek olsun, etrafında adının...
.
İtiraf edeyim, o günlerde bir kurtuluş ümidine sahip olsam da, Özdağ’ın konuşmasındaki kararlılığı ve heyecanı beni adeta kamçıladı. Bu alanda daha çok düşünmeye ve yazmaya yöneltti.
O ziyaretin üzerinden çok değil, 20 yıl geçti, şiirde sözünü ettiğim mehter çaldı, sultanlar uyandı,Türk Cumhuriyetleri esaretten kurtulup bağımsızlığına kavuştu. Şimdi umudumuz bu dünyanın kendi içindeki parçalanmışlıktan kurtularak bütünleşmesine kaldı. “Türk Devletleri Teşkilatı” ilk adımdır, arasından bütünleşmiş bir Türk Dünyası’nı göreceğiz. Tabii içimizdeki ihanet odaklarını temizleyebilirsek!








