9-10 Aralık 1994 tarihleri arasında Ankara’da II. Türk Dünyası Yazarlar Kurultayı toplanmıştı. Bu kurultayın ilki, 23-25 Ekim 1992’de yapılmıştı. İkisine de katılma şansım oldu ve teklife dayalı uzunca bir konuşma yaptım. Bu iki toplantının da en önemli özelliği Türk Cumhuriyetlerinden çok sayıda edebiyatçının; şair ve yazarın buraya gelmiş olmalarıydı. Özellikle ikinci kurultayda, Azerbaycan’dan Bahtiyar Vahapzade ile Kırgızistan’dan Cengiz Aytmatov’un burada bulunmalarıydı. Her ikisi de konuşmalar yaptılar. Çok önemli temennilerde bulundular.. Hemen diğer bütün konuşmacılar da benzer ifadeler kullandılar. Cengiz Aytmatov konuşmasında bana göre dikkate değer iki tespitte bulundu:
“Biz, Sovyetler İmparatorluğu’nun esaretinden yakın zamanda kurtulmuş bir edebiyatı temsil ediyoruz. Türkiye’de, başkent Ankara’da bir araya gelmemiz ise çok tabiidir. Dilimiz, dinimiz, tarihimiz, kültürel değerlerimiz bir kaynaktandır. Ama bizim bugün burada bir araya gelmemizin daha büyük, ulu bir sebebi vardır. . Umuyorum ki bu Türk dünyası, kendi edebî tecrübelerini bir araya getirip sonra dünya edebiyatına büyük katkıda bulunacaktır. Bunu gerçekleştirmek için edebiyat sahasında neler yapmamız lazımdır, bundan bahsetmek istiyorum. Ben umuyorum ki, bizim kitaplar, bizim ana lehçelerimizden Türkiye Türkçesine çevrilmeli, sonra da tüm dünyaya dağılmalı.”
Özetini verdiğim bu konuşmasından sonra kendisiyle görüştüm, özellikle ‘bizim ana lehçelerimizden Türkiye Türkçesi’ sözünün üzerinde durdum ve bunu biraz açmasını istedim:
Şunları söyledi:
“Sovyetler, bize hep farklı lehçeleri ana dil diye dayattı. Kırgızları, Azerileri, Türkmenleri, Kazakları Özbekler, sanki ayrı bir milletmiş gibi göstererek herkesin kendi dilini kullanmasını istedi. Hâlbuki bizim dilimiz, dinimiz, tarihimiz, kültürel değerlerimiz bir kaynaktandır. Böylece bizim kendi aramızda bütünleşmemizin önüne geçmiş oldu. Şimdi aydınlığa çıktık, bütün Türk Dünyasının Türkiye Türkçesi’ne dönmesi gerekir. Bunun için ’ana lehçe Türkçe’ dedim.”
Bahtiyar Vahapzade de aynı görüşleri tekrarladı:
“Bizim lokomotifimiz Türkiye olacaktır. Türkiye Türkçesi çok zengin bir dildir. Bununla eserlerimizi Batı dillerine aktarmalıyız. Hatta burada sadece bir kültür birliği değil, siyasi birliğimiz de oluşmalıdır. Vakit kaybetmeden “Türk Devletleri Birliği” ne yönelmeliyiz.”
Şöhretleri sadece kendi ülkelerinde kalmayıp, Türkiye’yi de aşarak uluslararası alana yayılan bu iki büyük insan ne hazindir ki bu dileklerinin bugün geldiği noktayı göremeden vefat etmek suretiyle aramızda çekilip gittiler. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.








